Türkiye’nin Gidişatı (25): Fon vurgunu bize neler söylüyor? | Önce T24, ardından Halk TV | Cemil Tugay’ın seçimi

16.10.2026 medyascope.tv

16 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Evet, 2026 Ekim ayının ‘‘Türkiye'nin Gidişatı’’nda Profesör Mehmet Altan'la birlikteyiz. Abi hoş geldin.
Mehmet Altan: Bu "Türkiye'nin gidişatı" lafı... Bu başlığı değiştirsek mi?

Ruşen Çakır: Gidişat çok kötü ve o kadar çok konuşacak şey var ki hangisini nasıl konuşacağız diyeceğim.
Mehmet Altan: Patron sensin. Söyle.

Ruşen Çakır: Patron benim. Şimdi senin bir iktisatçı profesör olarak ne derece o titri hak ettiğini fon meselesinde göreceğiz ama onu sona saklıyorum.
Mehmet Altan: Aman Allah’ım! Sınav. Evet.

Ruşen Çakır: Onu sona saklıyorum. Önce bir kısaca şu şey hakkında... Ben çok konuştum, artık konuşmak istemiyorum ama Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişi hakkında Mehmet Altan ne düşünüyor? Yani olayın Cemil Tugay boyutu var. AK Parti boyutu var. Cemil Tugay'ı seçen vatandaşlar boyutu var. Bir de Cemil Tugay'ın her ne kadar en son bağımsızdıysa da CHP, YENİ Parti vesaireyle ilintisi boyutu var.
Mehmet Altan: Tabii sen çok iyi bir haberci olduğun için bu AKP, YENİ Parti, CHP, İzmir Belediye Başkanı filan, fişmekan, bunlar seni ilgilendiriyor ve sabah akşam müthiş bir fabrika gibi yorumluyorsun. Ben bunu kestirmeden gideyim. Her ay buraya geldiğimde söylüyorum. Siyaset kurumu çoktan çürüdüğü için Türkiye'yi de çürütüyor. Demokratik bir siyaset olsa bunların hiçbirisi olabilir miydi? Olamazdı. Fakat siyasetçilerin hiçbirisi bunu duymak istemiyor. Yani o çok enteresan. Şimdi ön seçim olsa, olmaz. Bilmem askeri rejimden kalma Siyasi Partiler Yasası olmasa olmaz. Tek parti rejimine doğru Türkiye ilerlerken hâlâ çoğulcu, özgürlükçü bir sistem varmış gibi eski şekilde top çevirmeye çalışmaya devam ederlerse olmaz. Topluca bu siyaset kurumunun halkla, bireyle, vatandaşla ilişkisi koptu ve bu çürümenin sekanslarını sahne sahne, kare kare, o hepimizi utandıran sahnelerini görüyoruz. Olup biten o. Yoksa bunun ne bir siyasi partiler... Hiçbir demokratik rejimde yeri olmayan bir çürüme bu. Rezalet ya. Yani bir de kimler siyasete özeniyor? Adam bir gün evvel burada inanılmaz açık, saydam, bir belkemiği, omurga filan... Yani mesela siyasetçi dediğin vakit artık bu adamlar; oradan oraya geçen, bir gün evvel ana avrat söverken ertesi gün müthiş tersini söyleyebilen... Ya bu insanın bir omurgası yok mudur? Bir duruşu yok mudur? Bir düşüncesi yok mudur? Ve "siyasetçi" deyince bu adamlar benim aklıma geliyor.

Ruşen Çakır: Açıklamasında Erdoğan'a övgüler var. Şimdi Erdoğan bilmem kaç yıldır Türkiye'de siyaset yapıyor ve yaklaşık 25 yıldır ülkeyi yönetiyor. Yani ondaki cevheri şimdi fark etmiş olması...
Mehmet Altan: Yani kibar söyleyeyim, kamuya açık bir yayındayız. Niteliksizliğin sürekli sürat kazandığı, ivme kazandığı bir Türkiye'deyiz. Ama en niteliksiz olanlar, yani hiçbir ilkesi, ahlakı, kendisine saygısı olmayanların topluca toplandığı yer de siyaset kurumu.

Ruşen Çakır: Diyelim, noktayı koyalım. Şimdi biraz medyadan konuşalım. Sürekli gazeteciler içeri alınıyor. Ev hapsi var, tutuklananlar var. Şimdi Murat Ağırel, yazmadığı haberden dolayı ev hapsindeki...
Mehmet Altan: Öyle mi?

Ruşen Çakır: Evet. Ev hapsindeki Murat Ağırel şafak baskınıyla gözaltına alınıyor. Ayağında kelepçe var, biliyorsun.
Mehmet Altan: Evet. Parasal... Bir savcının açıklamalarında...

Ruşen Çakır: Şimdi hikaye şu: Sarıgül ailesinin karıştığı iddia edilen bir dolandırıcılık vesaire gibi bir şey var. Ve Murat Ağırel'e de Sarıgül ailesinden şikayetçi olan Almanya'daki birileri, haber için işte böyle böyle iddiaları dile getirmişler. O da belge istemiş vesaire ama sonra kıllanmış, güvenmemiş, yapmamış haberi. Şimdi şey diye yazmış el yazısıyla: ‘‘İlk defa başıma böyle bir şey geliyor. Yaptığım haberden neyse de...’’ Haber yapmamış. Anladın mı? Haber yapmadığına göre o da...
Mehmet Altan: Olsa olsa metoduyla...

Ruşen Çakır: Evet. Olsa olsa... Ama çok daha büyük olaylar var. Yani bunlar da önemli tabii de... T24 kapandı. Türkiye'nin en eski ve en çok şey gören dijital haber platformu.
Mehmet Altan: Yani ana akım medyalardan biri haline gelmişti artık gazeteler satılmadığı için.

Ruşen Çakır: Tabii, tabii. Bir de ardından Halk TV'ye kayyum atandı, yayını durduruldu. Yani kayyum atandı, yayına devam ediyor değil; yayını da kestiler yani. Böyle bir şey oldu ve hiç kimse hiçbir şekilde önünü göremiyor. Ve olan da tabii ki bütün bu şeyde, bütün zor koşullara rağmen gazetecilik yapmaya çalışan...
Mehmet Altan: Şimdi gazetecilik yapma işi... Bak Ruşen, sahiden gazetecilik yapılıyor mu? Şimdi adını andığın kişilerin arasında filan... Yani herkes buralarda kim nerelerde dolaşıyor, kiminle irtibatlı... Yani devletin kendi içindeki dövüşlerde birisi sana evrak, devletin içinde karşı olduğu grup için evrak veriyorsa bu çok tehlikeli bir iştir. Ya bu devletle bağlantılı. Çünkü avcılık yaparken av olursun. Bunların büyük bir kesimi bu. Yani Türkiye'de bugün gerçek bir gazeteciliğin ne kadar zor olduğunu sen yaşayarak görüyorsun. Ama bir de Türkiye'nin geleneksel yapısı içinde devletin içinde dolanıp gazeteci unvanıyla adamların kendi aralarındaki tekmeleşmelere alet olmaya da "gazetecilik" diyor buraya. Siyasi hizipler noktasına geri geldi, iktidar kavgalarında taraf olmaya da... Gazetecilikle siyaset fazla karışacak işler değil. Yani her zaman siyasetçiyle bir mesafe içinde durursun. Çünkü yarın bir gün yolların ayrılır, ilkelerin ayrılır, şu olur, bu olur filan. Ya nihayetinde gazeteci birisini destekliyorsa kendi ilkeleri için destekliyor. Onunla yolunu ne zaman ayırıyor? O ilkelerden vazgeçince. Türkiye bunu da anlamaz. Yani gazetecilik başlı başına çok önemli bir meslek abi. Kuralları var, geçmişi var vesaire vesaire. Ama hiçbir zaman siyasi iktidarların gerçek gazetecilerden hoşlanmadığı bir ortam. Ya geçenlerde işte basın tarihinde yazıyordum. Medya gelmeden yasağı geliyor. Ta başlangıçtan beri filan filan... Hiçbir zaman özgürlükten hoşlanmayan ama gazeteciliği de aslında devlet eliyle yaptırmaya çalışan, birtakım adamlara gazeteci olmadıkları halde gazeteci unvanı verip onları kullanan bir geleneksel statüko da söz konusu. Şimdi burada ama gelinen yerde bu siyasi bir kavgaya dönüştü. Yani bir taraf... Ben tek parti rejiminin fiili olarak, yani 46'dan geri döndüğümüzü düşünüyorum. Yani hiçbir şekilde bu bir görüntü; ‘‘bir iki bir şey dursun ama artık tek parti rejimine geri dönelim’’i fiili olarak... Yani mesela siyasetçiler gidiyor, ağızlarını boğazlarını bantlıyorlar filan. Ya kazandığı belediyelerden kovuluyor. Aynı zamanda yani seçim kazanmanın manasının kalmadığı... Hep geldiğimde söylüyorum, bak hiçbirisi duymuyor: Anayasa uygulanmadığı vakit neyi konuşuyoruz ya?

Ruşen Çakır: Yeni anayasayı...
Mehmet Altan: Ha değil mi? Tam Türkiye'ye uygun, tam budur. Yani öyle bir algı operasyonu yaparlar ki... Ya anayasa uygulanmadığı vakit zaten orası çökmüş. Dünkü, işte önceki gün İstanbul gibi olmuş. Yahut Marmara depremi gibi olmuş, Hatay gibi olmuş. Anayasası yok. Yani zemini yok; binayı tutacak temel atılmamış. Temel atılmış, birisi temeli yıkmış. Fakat burası, aslında bu medya siyasetle birlikte... ‘‘Ya burası harika bir yer, İsviçre gibi ama ya işte geçenlerde yağmur yağdı biraz, dere yanlışlıkla... Bir iki tane müteahhit dere yatağına bilmem ne yapmış. İşte o gün deprem oldu, orada da bunlar münferit işler ya! Birileri de 20 milyarı götürmüş. Aslında mükemmel işleyen, demokratik, özgürlükçü, harika bir sistem var! Ama biz akşamları yahut o gün işte buluştuğumuzda ne konuşuyoruz? Münferit olanı...’’ Yani o medyayı açarsan buranın temel hiçbir sorunu yok. Ama günlük, yani çok filinta gibi bir adam da burasında sivilce çıkmış gibi yani, öyle. Ben bu anormalleşmeye bu kadar normalleşme numarası yapabilen bir şey göremedim. Hiçbir kimsenin ilkesi yok. Anayasa ilke değil, hukuk değil, anayasanın uygulanmaması değil, vurgun değil, hırsızlık değil, yolsuzluk değil... Bunlar münferit, aslında pırıl pırıl gidiyor işler ya! Şimdi gazını aldığın vakit bunları tekrar etmeyince ve bunlara şaşırmayınca, her seferinde "Bunlar olmaz" demedikçe siyaset de gittikçe böyle elektrikli süpürge gibi çekiliyor. Sonra da ağzını burnunu bantlayıp... Ya çünkü neden? "Orada kalayım."

Ruşen Çakır: Ya onu söyleyip durma ya! Ben geçen yayında şey dedim: "Nasıl protesto edersiniz bilmiyorum ama Allah için ağzınızı bantlamayın ya."
Mehmet Altan: Çünkü gerçek bir muhalefet ne zaman muhalefet olur? Demokratik bir rejimde. Anayasa uygulanmadığı için rejimi, anayasası yok olmuş. Sen orada durmak istiyorsun. Çünkü her şeye rağmen işte geliyor, konuşuyor, televizyona çıkıyor, para alıyor, tabanca taşıyor, bilmem polis selamlıyor, VIP'ten geçiyor. Bu kadarı yetiyor ya! Yani yaşam alanının dışındaki olaya fazla takıldığı vakit kendi pozisyonunu kaybedeceğini, konforunu kaybedeceğini düşünüyor. Bir de bir şey dikkatimi çekiyor, bak geçenlerde de anlatıyordum: Bunlar hiç meseleleri yargıya aksettirmiyorlar. Anayasa Mahkemesi’ne falan başvuruyorlar da günlük hayatta siyasi söylemler tartışılıyor. Bilmem itişiyorlar, kakışıyorlar. Fakat yargıya işi aksettirip kayda bağlamıyorlar. O havası alınıyor işin. Mesela bu fon vurgunu diyorsun, değil mi?

Ruşen Çakır: Geleceğiz ona.
Mehmet Altan: Peki tamam, geleceğiz.

Ruşen Çakır: Şimdi sen "çürüme" dedin. Geçen Nakşibendiliğin Erenköy ayağı bir şey yaptı, "toplumsal çürüme" dedi. Bir çağrı yaptı.
Mehmet Altan: Müthiş, müthiş...

Ruşen Çakır: Ve bu cemaat, yani Türkiye'nin en köklü cemaatlerinden birisi ve iktidara da karşı falan değil yani.
Mehmet Altan: Geçen gün birisi dedi ki: ‘‘Siyasi iktidar, AKP'nin en neredeyse kurucu unsurlarına...’’

Ruşen Çakır: Gibi, evet çok yakın. Çok yakın. Ve çok net bir şekilde bunun bir rastlantı olmadığını... Ve şöyle bir şey yapıyorlar bir de; işin içerisine sanal bahis, fuhuş vesaire gibi muhafazakar insanın tepki göstereceği bütün şeylerin içerisine fonu koyuyor. Aslında fonla ilgili bir şey söylemek istemişler, diğerlerini de katmışlar. Ve tabii ki şöyle, mesela şu anda televizyonlardaki onlara göre fuhuşu özendiren şeyler ya da sanal bahis falan, bunlar AK Parti iktidarında oluyor yani. Yani bir başkası yönetmiyor ama fon bahsinde bir toplumsal çürümeden bahsediyor ve şey de yapmıyor, hani yani "Bu bir münferittir, bilmem nedir" gibi değil; çok ciddi bir denetim sorunu vesaire, şu bu... Bir iktisatçı olarak, bir iktisatçı olarak olay ne kadar vahim?
Mehmet Altan: Ya şimdi bak, iktisatçı kısmına gelelim; çok vahim yani iktisadi olarak. Ama bu analizin şöyle bir şeyi var: Bu, siyasal iktidarın kendi çekim alanında kullandığı bir yer haline gelmiş, bu borsadaki vurgun hikayesi, yani işte o Tera mera, benim adını bilmediğim bir tane ikincisi daha var filan. Şimdi bunlar o iktidar manyetik alanında etkili yetkili dolaşan, işte onun üçüncü bilmem çemberinde bulunan ve paraları olan... Yani bu mesele siyasal iktidarın destekleyicileri, taraftarları, oy verenleri, önemli mevkilerinde bulunanları, önemli mevkilerde bulunanların çok yakınında bulunanların topluca, "Ya burada böyle bir kaynak var. Bir yatırıyorsun, 10 alıyorsun" diye birbirlerine söyledikleri... "Ruşen oraya yatır" filan falan. Sonra...

Ruşen Çakır: Abi hiç söylemiyorsun ya! Senin bu işleri biliyor olman lazım.
Mehmet Altan: Babam bizi öyle paradan uzak yetiştirdi ki iyi mi yaptı, kötü mü yaptı bilmiyorum ya! Neyse, o başka bir mesele. Şimdi bugün büyük eleştirilerde, derin radikal eleştirilerde bulunan insanların çevresindeki kaç kişinin acaba paraları gümbürtüye gitti? Ya da bunların kazandıklarıyla siyasi iktidarın göbeğindeki insanların kazandıkları arasındaki fark ne kadar büyüdü? Benim duyduğum en az... Yani işte bu eleştirileri yapanlar, şunlar bunlar, cemaatler bilmem ne... Buralara aidiyeti olan en azından 50.000 kişi diyelim. Şimdi bu 500.000 kişi bir orta sınıf değil. Bir laik, seküler, bilmem eski sistemin adamları değil. 25 yıllık bir iktidarın ürettiği, para sahibi yaptığı insanların girdiği, sonra da "Soyulduk!" diyenlerin bağırması, çığlığı bu. Çünkü soyanlar da o sistemin, piramidin en üstündeki etkili yetkili olanlar gibi anlaşılıyor.

Ruşen Çakır: Şimdi burada bak, İsmail Saymaz bulmuş. Cübbeli Ahmet'in damadı Esat Palazoğlu.
Mehmet Altan: Mesela...

Ruşen Çakır: Diyor ki: "Nefsimize yenildik" diyor.
Mehmet Altan: Çünkü faiz giriyor filan.

Ruşen Çakır: "Allah'tan paramız batmış. Para alsaydım içeride olurdum" diyor.
Mehmet Altan: Ha, bir de yani "Nefsimize yenildik" deyince tabii başka bir şey de oluyor. Bu siyaset her şeyi yıpratıyor, çürütüyor dedim ya. E abi, siz bu kadar geniş bir kesim gidip nasıl faiz, borsa morsa, şu bu peşinde koşuyorsunuz? Hani siz uhreviydiniz? Bu dünyanın ta kaymağını yeme çıldırması ya! Fakat olmayınca da deliye dönüyorlar. Başka bir iktisat açısından tabii esas hoş bir yorum: Kapitalizm nasıl esir alıyor? Yani hak etmediğin bir paranın peşinde koşuyorsun aslında ya. Emek harcamadan borsaya bir yatıracaksın. Üstelik bunun da borsa kuralları içinde olmadığını da biliyorsun. Orayı belli ki birisi bu iş için kurmuş.

Ruşen Çakır: Tezgah yani.
Mehmet Altan: Habersiz olan işte; 50.000 haberdarı, 450.000'i de habersizi... Böyle bir 450.000'e "gel gel" yapmışlar onlara ve paralarını götürmüşler. Şimdi ama bu parayla ilişki... Mesela ilk defa bu Müslüman kesimden bu kadar ağır, sert... Ya çocukların bilmem neyle ilgili ne skandallar yaşandı, neler oldu ya 25 yılda! Yani insaf, hiç burada dindar, gerçek dindar yok mu diye bağıracağımız durumlara geldik. En büyük şimdi öfke ve çığlık ne zaman çıkıyor? Borsada büyük bir vurgun olduğunda. E o zaman bu sistemle...

Ruşen Çakır: Abi, ne denir? Parayla imanın kimde olduğu belli olmuyor yani.
Mehmet Altan: Belki de kimsede yok. Yani para var da, iman meselesi sıkıntılı.

Ruşen Çakır: Bugün bir haber düştü. Bir uluslararası... Zaten ilk uyaran, biliyorsun, Türkiye'yi uyardı ve kriz patladı. Şimdi o uyaran kuruluş ne?
Mehmet Altan: Uluslararası endeks sağlayıcı.

Ruşen Çakır: Evet. Ne dediler onlar şimdi?
Mehmet Altan: Bunu net anlatmak şu; ‘‘Sen 1. Lig’desin, ben seni 3. Lig’e atacağım. Sen çünkü bu şekilde elinle, ayağınla filan topu oynuyorsun. Alıp evine götürmeye kalkıyorsun.’’ Bu kuralla... Borsanın kuralları var. ‘‘Sen bunun ırzına geçersen ben seni 1. Lig'den atarım. Attığım yerde de zaten borsa...’’ Uluslararası sistemin kurallarını yok sayamazsın. Yani Türkiye'nin bir şekilde... Borsa var, değil mi? Sermaye Piyasası Kurulu var. Soruyorsun ya, Borsa İstanbul var. Bunlar acayip paralar alıyorlar. Bürokratları, şunları bunları... İşte binaları, yerleri, yurtları falan... Dışarıdan baktığında ya New York borsası vesaire... Yani içeriği onunla alakalı değil, kabil değil kıyaslamak filan ama içindekiler büyük bir refah içinde. Nedir? Bu bütün sermaye piyasalarını yönlendiriyor. Aslında tabii çok önemli bir şey sermaye piyasası. Çünkü tasarrufları yatırıma döndürüyor. Şimdi sen görüntüde böyle muazzam şatafatlı bir şey kurup uluslararası sisteme de "Bak ben de bütün New York borsası gibi işliyorum; kanunlarım var, şunlarım var. Adamlarım çok değerli, sistemim çok bilmem ne" filan deyip içeride oyun çevirdiğin vakit adam bakıyor sana, "Ya bu böyle değil borsacılık" diyor. Bir uyarıyor. Diyor ki kibar kibar: "Galiba öyle değil" filan... Yani böyle filan. Sen onu duymazdan geliyorsun. Duymazdan gelemediler. Biraz işte kanun çıkardılar, bilmem ne filan. Şimdi ilk önce yolsuzluğu... Bu, örgütlü bir piyasa dolandırıcılığı. Bunun hukuki tanımı yasaya göre bir piyasa dolandırıcılığı. Ama bu kadar geniş olduğu vakit, üç beş kişiyle olmadığı, bu kadar gözden kaçması demek örgütlü bir piyasa dolandırıcılığı. Şimdi bunu adam sisteme baktığı vakit... Buradakiler görüyor ama dokunmuyorlar. Niye dokunmuyorlar? Oraya soru işareti koyuyorum, daha öteye götürmüyorum. Yani demek ki bunu engellemiyorsam bir çıkarım var. Ve bunu uluslararası sistemde izlediği, gördüğü için sonunda ilk önce, sahiden haziranda uyandı bu uluslararası endeks sağlayıcı. Yani o ligin hangi ligde çalıştığını ifade eden uluslararası bir kuruluş olarak diyelim, rahat anlaşılsın diye. Şimdi bugün en önemli haber: "Seni uluslararası sermaye sisteminin içinden atarım tekme tokat" dedi. Türkiye'dekilerin ne kadar vahim, kendi çıkarları için... Yani şöyle anlatayım. Bak, bu bezirgan kelimesi bir Farsça kelime. Bir manası tüccar. Bir ikinci anlamı, bizim negatif kıldığımız, olumsuz yönde kullandığımız: sadece kendi kârını, kazancını ve menfaatini düşünen, bu uğurda her yolu mübah gören kimse. Şimdi bezirganlıkla uluslararası sermaye sisteminin bir arada bulunması mümkün değil. Bunun kuralları var, denetimi çok ağır. Çünkü sistemi çökertirsin. Şimdi sen buraya tüccar gibi giriyorsun. Bezirgan gibi giriyorsun. E herif de diyor: "Hop kardeşim!" Orada bir bağırıyor, sonra küfür ederek atıyor seni. Şimdi küfür ederek dondurdu bugün, değil mi?

Ruşen Çakır: Evet.
Mehmet Altan: Ha, yani şimdi bunu nasıl düzeltecekler? Bunu düzeltmeleri için... Hep söylüyorum, onu önemsizleştiriyorlar. Bayılıyorum buna. Yani domuz gibi anlayıp yok saymak. Çünkü o sırada parayı götürüyorsun, yolsuzluk yapıyorsun, ahlaksızlık yapıyorsun. Ya bir ülke topluca iman sahibi olsa — senin demin söylediğinden hareket edeyim — yolsuzluk algısı endeksinde böyle sürekli düşer mi ya? 128. sıraya düştük, biz 17 basamak düştük. Şimdi demek ki topluca burada bir ahlaksızlığa yol veren bir anlayış, zihniyet, yapı var. Şimdi bunu dünya sistemi... Yakında Türkiye'nin bu anlamda uluslararası sistemle borsada başı belaya girdiği gibi bir konuda daha başı belaya girecek, o da uyuşturucu olacaktır.

Ruşen Çakır: Ne olacak bu ya?
Mehmet Altan: Ya akla gelmedik işler olur. Yani bilmiyorum ne olur. İşte mesela borsadan atar, hiçbir para gelmez. Parayı gönderemez olursun, bankacılık sistemin çöker. Yani mezra gibi kalırsın. Bir zaman sonra bilmem ulaşımla, iletişiminle alakalı olarak seni tecrit ederler. Hani bir yerde hastalık çıktığı vakit nasıl tecrit ediyorlar köyleri? Öyle tecrit ederler. Ya akla gelmedik dediğim şey; burayı dünyadan tecrit ederler. Telefonun çalışmaz, dışarıyı arayamazsın. Uçak gelmez, para havale edemezsin, yabancı turist bilmem ne olmaz... Yani sen "Burayı dolandıracağım" derken öyle korkunç bir yerlere gidiyor ki! Şimdi bizim ne çıkarımız var sabah akşam... Bir de başımız belaya girdi, değil mi bunları söylediğimizde? Ya "Bunları yapmayın" diyorsun. E şimdi bunları yapmayın diye söylediğin adamın bundan çıkarı varsa ve yapmaya devam ederse bunun faturasını toplum öder. Toplum da duymuyorsa... Zaten "Türkiye'yi konuşmaktan hoşlanmıyorum" dediğim de o. Yani nihayetinde Türkiye halkının meselesi bu ya. Yani korkunç bir... Her gün zaten dolar gidiyor, bilmem ne, euro gidiyor, fakirleşiyorsun, baskı geliyor. T24 kapanıyor, bilmem öbür televizyon kapanıyor, şu kapanıyor. Tweet atan gidiyor, işte şu oluyor, bu oluyor falan... Ama "İçeride gücüm yetiyor, hepsini yaparım" derken bir bakıyorsun, dünyanın parçasıyım numarası yaptığın için... Şimdi bu sadece "Borsada seni 1. Lig'den atarım" demiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararını da dinlemiyorsun, o da buna bir reaksiyon veriyor.

Ruşen Çakır: İşte tam önümde şu anda. Osman Kavala açıklama yaptı. Ya ne kadar naif bir adam yani hâlâ... "Yargının itibarı zarar görüyor."
Mehmet Altan: Senin ağzını burnunu kırıyorlar; ‘‘Yapma ya, çok ayıp oluyor şu an, kabadayı mısın sen?’’ Ya 10 sene oldu ya! 10 sene oldu ya! Bu kadar haksız, hukuksuz, anayasa çiğnenerek... Ne desin? Yani korkunç. Fakat mesela birisinin gücü... Yargı üyesi; bizim vergilerimizden para alıyor, makamı, lojmanı var ve anayasayı dinlemiyor ya! Ve bunu normal olarak kabul ettiriyorlar buraya. Yahut da ürküterek normalmiş gibi kabul ettiriyorlar. Bunun herkes normal olmadığını biliyor. Bu senin bu Halk TV dediğin de, bu ilk defa benim başıma geldi 2018'de. Bir gün duymadım o Halk TV'de ya. Bu ilk defa bu adam yargılanırken... Bak, 15 Temmuz mağdurları ile ilgili tek ne programcı bulursun, ne yorumcu bulursun, ne konuk bulursun. Yani bir taraftan da biz "Basına çok baskı var" diyoruz. E sen gerçek basın olmadığın vakit, başka bir şey olduğun vakit, benzeşenlerden güçlü olan diğerini yiyor. Yani büyük sansürcü küçük sansürcüyü yiyor gibi bir hale geliyor. Yani kimlerin çıkarılmayacağına dair patron listesi olur mu çoğulcu televizyonda? "Kimleri çıkartmadılar?" diye bir liste yapmak lazım. İşte o çoğulculuk... Yani gerçek senin bu ‘‘Medyascope'a herkes gelsin konuşsun’’ filan, onda birini göremezsin ya! Adam kızıyordu, "Bunu çıkartmayın" diyorlardı, çıkartmıyorlardı. Kaç kişiye rastladım böyle. E şimdi bu Halk TV'nin düşmanları vardı: Aydınlar, liberal demokrasi... Ve kendi içinde çalışanlar da yavaş yavaş o ortama uyarak "Aman bu çok tehlikeli" filan... Ya bu fikir. Sen fikri yasaklarsan... Bu muhalefetin iktidara benzeyerek iktidarın yerine geçme hedefi tosladı. İktidar olmak istiyorsan iktidara benzemeyeceksin. Bak şimdi bu partililere ben şaşırıyorum; hepsi bir yere geçiyor ya! Bunların arasında hiçbir fark yokmuş aslında ya! O oraya, tık tık tık, "Ben size geldim müsaitseniz." Öbürküsü tık tık tık, kapıyı vuruyor, oraya gidiyor. Ya sizin programınız, amacınız, hedefiniz... Bunlar Türkiye'den kopmuş bir avuç adam. Fakat etkili oldukları için, işte medyayı da ele geçirdikleri için... Ben bakıyorum ha, bütün nutukları dinliyorum. Bunlar ne Türk halkının özgürlüğünü arttırıyor ne refahını arttırıyor. Onun için bu borsa meselesi, dünya... Yani aynı zamanda bize şunu gösteriyor; dünya standartlarından ne kadar uzaklaştığını... Yani Anayasa Mahkemesi kararını uygulamamak, AİHM kararını uygulamamak, borsada bilmem neyi uygulamamak... Bu gider zannediyor burası. Ya gitmez kardeşim! Giderse ne olur? Eski Arnavutluk gibi oluruz yani, bütün dünyadan kopuk. Enver Hoca zamanında 40. yılında bir traktör yapmışlardı, çok sevinmişlerdi. "Ne olur?" diye soruyorsun ya, oraya doğru gidiyor. İçeride tek parti sistemine gidiyor. Dünyada da mezralaşmaya, dünyanın artık terk etmeye başladığı bir noktaya doğru gidiyor. Bu borsa işi herkesin çok iyi anlayacağı bir şey. Çünkü ilk defa o Müslüman kesimler borsaya gittiler. O vurgunla birlikte kendileri de vurgun yediği için ilk defa çok ağır eleştiriyorlar. Ya bugüne kadar sırf bundan ibaret mi? İşte müteahhitler doğru dürüst inşaat yapsa İstanbul'a yağmur yağınca insan ölmeyecek ya! Deprem olduğu vakit insan ölmeyecek. Yani çocuk çıplak ayakla... Korkunçtu ya! Ayakkabılarını eline alıyor. Nasıl korkunç! 14 yaşında küçücük bir çocuk ya! Allah korusun da nasıl yapıyorsun ya orada? Altyapı diye bir şey yok. Şimdi iyi şeyler konuşalım. Böyle şeyler var ya...

Ruşen Çakır: Yok canım, iyi şey ne konuşalım? Bak şimdi, Cemil Tugay'la açtık, Cemil Tugay'la bitireyim. Bugün Tunç Soyer'in davası vardı. Diyor ki avukatı; bundan önceki duruşmalarda 'Belediyemizin uğradığı bir kamu zararı yoktur' diye yazı gönderiyormuş İzmir Büyükşehir Belediyesi. Bugünkü duruşmada — AKP'ye geçti ya — Tunç Soyer'in duruşmasında kamu zararı olma ihtimali gerekçesiyle duruşmalara müdahil olma talebini iletmiş.
Mehmet Altan: Şimdi biz kimse olmasa, burada ikimiz konuşuyor olsak böyle bir tipolojiye... Tunç Soyer dün bir tweet attı. "Benim için sürpriz değil" dedi.

Ruşen Çakır: Ben ama onu söyledim.
Mehmet Altan: İkisi de Cumhuriyet Halk Partiliydi, değil mi?

Ruşen Çakır: Tamam da bak, Tunç’u çok yakından tanırım. Kardeşi benim sınıf arkadaşım Galatasaray'dan. Yani ailecek çok yakından tanırım. Ve Tunç içeri girdikten sonra ben Temmuz ya da Ağustos ayında Buca Cezaevi'nde Tunç'u ziyaret ettim. Ve orada "Cemil Tugay" diye konuştuğumuzda bana dedi ki: "O AKP'ye geçecek" dedi. Ben de dedim ki... Şimdi onu Cemil Tugay içeri attırdı, biliyorsun...
Mehmet Altan: Tabii tabii canım, biliyorum.

Ruşen Çakır: Ben de dedim ki: "Ya Tunç adama çok kızmış, şey yapıyor." Sonra ama İzmir'de bir takım tanıdıklarımla konuştum. "Ya Tunç böyle böyle dedi" dedim. Bir tanesi dedi ki bana: "O zaten geçti" dedi. Resmen geçmedi ama şu an an itibarıyla... Bak, ta o tarih!
Mehmet Altan: Fakat bu nasıl bir siyaset sistemidir ki onu oraya İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı koyuyorsun. Çünkü "Ben genel başkanım" diyorsun. Niye ön seçim yapmıyorsun ya? Niye demokratik sisteme... Beni tutan tutmayan, ‘‘öbürküsü niye yatıyor’’, ‘‘onu oraya attırdı’’ değil; ‘‘Birisi benim rakibimi tuttu, bunu dışlayayım; bu beni tuttu, bunu yapayım.’’ Yani siyaset çürüdü derken, bunları sevmiyorum ben insanlar üstünden konuşmayı ama ön seçim, Siyasi Partiler Yasası'nın ortadan kalkması, bu belediye başkanlarının siyaseti tanzim etmekten vazgeçmesi, üyelerle bu işin yürümesi... Ya bunları her seferinde söylüyorum. Onu yapmıyorsun, rezil oluyorsun. Aynı borsa işinden ne farkı var bunun ya?

Ruşen Çakır: Yok.
Mehmet Altan: Hepsi çöküyor işte. Onu diyorum.

Ruşen Çakır: Neyse, Türkiye'nin gidişatı çok iyi!
Mehmet Altan: Çok iyi! Gelecek ay bu "gidişatı" "sıkı gidişatı" diye yapalım programın adını.

Ruşen Çakır: Evet. Evet, ‘‘Türkiye'nin Gidişatı’’ 2026 Ekim ayı yayınını Profesör Mehmet Altan'la yaptık. Kendisine çok teşekkürler.
Mehmet Altan: Çok teşekkür ediyorum.

Ruşen Çakır: Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
23.10.2026 Aykut Erdoğdu ile söyleşi: “CHP, Erdoğan’ı padişah ilan etmeye çalışan mekanizmanın aparatına dönüştü”
23.10.2026 Sahi Fatma Betül Sayan Kaya'ya ne oldu?
22.10.2026 Azerbaycan, Türkiye ile başörtüsü krizini niçin tırmandırıyor?
20.10.2026 Prof. Ahmet İnsel ile söyleşi: Fransa'da sokak hareketleri nasıl başladı, nasıl devam ediyor?
19.10.2026 Hüseyin Kocabıyık ile söyleşi: İmamoğlu'nun savunmasının gösterdikleri
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
17.10.2026 Fon krizinin üstü örtülebilecek mi?
16.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: "Aklanması gereken kişi ben değilim”
16.10.2026 Türkiye’nin Gidişatı (25): Fon vurgunu bize neler söylüyor? | Önce T24, ardından Halk TV | Cemil Tugay’ın seçimi
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı